Kızıldenizin güneyinde El-Hüdeyda körfezinin doğal florasında bulunan Difiliococieles Cruncalia balıklarının yaşam siklüsünü araştırıyorsunuz. Evet biliyorum. Peki, ey bilim aşkıyla yanıp tutuşan medeniyet sevdalısı insanlar, şu Winamp'ın zaman zaman vücuda bürünüp playlist'den şarkı seçmesini niye bilimsel pencereden bir kere değerlendirmek istemiyorsunuz??? Havanıza göre şarkı getiren, kötüyseniz moral düzelten (hatta bunu yavaş yavaş yapıyor), efkarlıysanız damardan veren Winamp abinin, gerçekliğini daha ne kadar reddedeceksiniz!! Ne(y)den korkuyorsunuz??? Yapay zekanın zaten bulunmuş olduğunu mu reddetmek istiyorsunuz?
Ey bilim dünyası! Gözümde sıfırsınız. Bitik yitik asosyal ezik, sapık ve iradesiz bir güruhsunuz.
Karakatip olarak bir habercilik fışkırtması yaparak Ergenekon örgütünün derinlerine bir yolculuk yapıyoruz.
ERGENEKON dalgası iddianamesinin ikinci cildinin1.144’üncü sayfasından özetle:
“Terör örgütü üyesi olmaktan tutuklu bir sanığa ait tekerçalar üzerinde yapılan inceleme sonunda elde edilen belgeye göre Nikola Tesla isimli şüpheli sahsın adının geçtiği Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Frekans Aktif Aurora Araştırma Programı ile nükleer, kimyasal ve biyolojik silahlar hakkında teknik detay bilgiler içerdiği görülmüştür.”
Türk tarihinin derinlerine inebilmiş şahıslar Nikola Tesla adını çok iyi bilirler. Eh Ergi, işbirliği etmişsin ama ölmüş zavallı bebeler, katledilmiş yüzmilyonlarca dübür Türkü senin arkandan ağlamaz mı?
TÜRKÜN KATLİ VACİBTİR
İşte Nikola Tesla 1970'de, o zamanlar Rusya Federasyonu'nun başında olan Stalin'in emriyle getirildiği Sibirya Kaymakamlığında, ünlü kasap doktor Simov'a böyle emir veriyordu.
Nikola Tesla hayatı boyunca aklı ile hareket eden bir insandı. Stalin'in biraz çirkin olan küçük kızını alırken de ne bir yuva ne bir kadın merakı vardı. Peşinde olduğu tek şey güç, belki de sapıkça deneyleri için biraz paraydı. Bu hareketi ona o zamanların komünist Rusyasında çok değerli olan bir makamı, kaymakamlığı kazandırdı.
O zamanlar liderler bizzat becerdikleri katliamlar ile hava atıyorlardı. Tesla, Stalin ile bir konuşmaları sırasında, kayınpederinden bir katliam müjdesi aldı. İşte o an Teslanın gözleri doldu, dübüründen kıvılcımlar çıktı, heyecanla koltuğundan kalkan Tesla koşarak kaymakamlık binasına gitti, merdivenleri tırmanıp balkona çıktı ve binanın balkonundan gördüğü ilk güruhun katlini vecbetti.
Katledilmesi vecbedilen bu güruh o sıralar kaymakamlık binasının önündeki Cumhuriyet Meydanında düğününü yapan Kaşgarlı Armud ve uzak akrabalarının olduğu güruhdu. Kaşgarlı Armud dededen kalma paralarla (dedesi NY bestseller bir yazar idi) büyük sefahat içinde yaşayan ve çevresini de güzelce yaşatan bir şahıstı. Onun düğününü duyan bütün Sibirya düğüne gelmişti, Nikola Tesla bir kaç dübür Türkü katlettiğini düşünüyordu ama bilmediği bir şey vardı ki o da Kaymakamlık binasından sadece 100m'si görülen Gagarin caddesinin caminin solundan girilen ve Kaymakamlık binasından görülmeyen devamında, pazar yerine kadar devam eden 1.000.000 kişilik bir kalabalığın daha olmasıydı.
İşte 1955'in o soğuk sabahında, ortalık çok kan koktu, kanın kokusu Nikola Tesla'nın başını döndürdü, sonra ölümüne kadar türlü türlü katliamlar vecbetti.
SAPIK DENEYLER
O zamanların komünist Rusyasında da para kolay kazanılmıyordu tabi ki. Nikola Tesla da milleti sömürmeyi öğrenmeden önce alnının teriyle 3-5 kuruş kazanmaya çalıştı. İlk olarak gıda sektörünü denedi, "Nikola Çikola" adıyla piyasaya sürdüğü antepfıstıklı çikolatalarla bir türlü para kazanamadı. Gıda sektöründe umduğunu bulamayan Tesla, ihlas sobanın Rus sürümünü çıkarmaya çalıştı ama sapık düşünceleri onu darbe yapacak bazı elektriksel denklemlere vakıf kıldı. Çünkü o bir Sırptı ve doğuştan sapık ve kasaptı.
İşte bu buluşları onu TC'deki bir diğer sapık hasta güruh olan xxxkon adlı bir grupla iletişime geçirdi, bu grup büyük, çok büyük planlar yapıyordu fakat daha ne yapacaklarına karar vermemişlerdi. Eskiden sağlam öğrenci ve solcu ve PKKlı doğramış şimdi ise işsiz ve başbuğsuz kalmışlardı. Ama xxkoncular Nikola Teslayı gördüklerinde kararlarını verdiler, isimlerini Ergenekon yaptılar, bir anda memleketteki bütün kötülüklerin başına geçtiler ve her türlü pislik kötülük tezgah etmeye başladılar, memleketteki her iyiliğe karşı savaş açtılar zulüm etttiler, Türkiye'nin ilerlemesini de durdurdular ve bütün bunları yaparken Nikola Tesla'nın sapık teknolojisini kullandılar. Ergi ve Niki sonsuza kadar sapıklık icra etti ve mutlu oldu.
Sapık Deney. Nikola Tesla hayatı boyunca büssürü katliam ve darbeler tezgahladı, akşam sabah sapkınlık icra etti.
Nikola tesla tülü sapıklıkları ve Dübür Türkü katliamları ile Atatürk'ün de bir zamanlar kapak olduğu TIME dergisine kapak oldu. Ben buradaki inanılmaz benzerliği ve aralarındaki ilişkiyi tamamen okuyucuların bırakıyorum çünkü fazlasını yazmam benim yazarlık kariyerime etki eder, hatta hayatımı bile tehlikeye atabilir.
Merhaba, lütfen üstteki çalma tuşuna basın ve devam edin...
Bu duyduğunuz kayıt tenor Ömer Yılmaza aittir. Ben kendisinin nasıl büyük bir insan olduğunu anlatıp vaktinizi çalmak istemiyorum. Ne kadar dünya çapında bir tenor olduğunu kanıtlarıyla ispata da çalışmayacağım. Çünkü genelde kanıt olmadan bizimkilerden dünya çapında insan çıkacağına inanılmaz. Belki de haklılar...
Ömer Yılmaz'ın bir önemli yanı var, elimde olsa ellerine sarılıp öpebileceğim insan olmasını sağlayan bir yanı bu, işte bu yüzdendir ki sanatla ilgisi olsun olmasın, her Türk insanının Ömer Yılmaz'ı tanımış ve duymuş olması gereklidir.
Eh, dinlediğinize göre ben de biraz anlatayım. Ömer Yılmaz tenorluk kariyerindeki üstün başarılarıyla yetinmeyip, klasik müzik kültürünü türkü sevgisi ile birleştirerek eserler ortaya koymak için uğraşan, Türk operasının kendi kökleriyle buluşamamasını her fırsatta dillendiren mükemmel bir insandı. İnsandı diyorum, evet ne yazık ki öyle, ve hem utanarak hem kızgınlıkla söylüyorum ki biz arkadaşlarımla Ömer Yılmazı ölümünün ardından tanıyabildik ancak. Biliyorum, siz de öylesiniz....
Bu neden böyle oldu, neden böyleydi, müzik dinlemek isteyen insanlara neden hep teneke takırdıları dinletildi, zaten insanlar da teneke dinlemeye çok hevesliydiler, bütün bunlar neden oldu hiç girmesek daha iyi. Yine de tenorların sabah programı yapıp marul doğrarken arada arya söylediği bir ülkede yaşıyorken (şaka değildir) böyle olması biraz garip geliyor. Neden popüler olmadın Ömer abi, neden tribünlere oynamadın, sen seviyeliydin peki bizim suçumuz neydi o zaman? Bunları yaparken neden biraz da iftira atmadın, bi zenginle fingirdeşmedin, sabah programına çıkıp hocaların ilmi yorumlarına katılmadın?
Bu yüzden öldüğünde arkasında sadece 2 tane albümü vardı (bir tane bile olabilir, tam bilemiyorum). Kimileri için 1 albüm de yeterli olabilir, ama Ömer Yılmaz, senin için yeter miydi bir albüm? Zaten yetmedi de..
Evet öldüğünde sadece dünya çapında bir tenor değildi, aynı zamanda bizim dinlerken gerçekliğinden şüphe ettiğimiz bir albüm de bırakmıştı. Bize ölüm haberi bile gelmedi, şansımız vardı ki Ömer Yılmazı tanıdık, gördük ki kimse dayanamamış böyle gitmesine. Ölümünün ardından bulunan kayıtlarından seçilerek iki albüm daha çıkartılmış, Denizbank bir de belgesel yapmış anısına.
Biz bu albümün gerçek olduğuna inanmak için bir kaç kere dinlemek zorunda kalmıştık. Ömer Yılmaz gibi bir tenorun bizim memleketimizde olduğuna inanmak için de aryalarını dinlemek gerekiyor. Unutmadan söyleyeyim, sitenin altına koyduğum bir arya Donizetti'nin L'elisir D'amore operasına ait. Bu parçayı pek çok tenor da söylemiş, "una furtiva lagrima" diye aratarak bulabilirsiniz.
Dinlediğiniz türkü ise Bekir Küçükay ile birlikte çıkardıkları "Sevda Türküleri" albümünden, yetmeyeceğini düşünerek Denizbank'ın hazırladığı türküler albümünden bir şarkı daha koyuyorum en alta.
Müzik çevrelerinde zaten bilinen, fakat halkımıza yeteri kadar tanıştırılmamış büyük insan, sevenlerinin çabasıyla umarım layık olduğu ilgiye yaklaşır. Denizbank da bir türlü dağıtımını yapamadığı albümleri piyasaya sürer...
....Bakıyorum siz de yazıları sonuna kadar okumayı çok seviyorsunuz. İlginizi çekti herhalde. İyi o zaman. Kendisinin ölümünden sonra, kayıtlı çok az operasının olması, hatta profesyonel kayıtlı hiç bir operasının bulunmaması ve Türkiye'nin bu alandaki büyük eksiklikleri hararetli tartışmalara neden olmuş.
Ömer Yılmaz'ın en büyük uğraşlarından biri opera sanatı ile halk arasında olan mesafenin mümkün olduğu kadar azaltılmasıydı. Meslek hayatının 20. yılında annesini sahneye ancak davet edebilmesine dem vuruyor, halktan kopuk bir operanın, alıcısı olmayan bir sanatın yaşayamayacağını belirtiyor, sönük kalan ve gün be gün kuruyan sanat kurumlarının halk ile bağlantılarının sağlanması için çalışıyordu.
Kendisi Anadolu'nun ezgilerinin klasik müzik dünyasına tanıtılması gerektiğini belirtiyordu. Türkülerin çok sesli düzenlemelerinin yapılması için çalışmalarda bulundu. Kendi kültürümüzün oluşturulması gereken ulusal opera için bir temel oluşturacağını, böyle çalışmalarla hem kültürümüzün zenginleşeceğini hem de opera sanatının gelişeceğini belirtiyordu.
Ömer Yılmaz Dünyanın pek çok kentinde konserler verdi, Anadolu'nun ise pek çok yerini karış karış dolaştı. Arkadaşı bariton Tuncer Tercan ile Anadolunun pek çok kentinde konserler verdi. Kendisi ile bir albüm çalışması da var "Ezgili Yürekler" isimli, fakat bu albümü bir türlü bulamadım.
Özellikle 2005 yılında Ankarada sahnelenen 3 tenor konserinde İhsan Ekber ve Şenol Talınlı ile birlikte gösterdiği muhteşem performans ülkemizdeki opera sanatı üzerine büyük tartışmalar başlatmış, yarısı türkçe eserlerden oluşan, Türkiye ve yurtdışında canlı yayınlanan bu konser tarihi bir önem kazanmıştır. Bu konserin de bir DVD'si çıkacaktı, fakat onu dahenüz göremedik.
Evet, son olarak Ömer Yılmaz'ın klasik müzik kariyerinden bir eser daha koymak istedim. Oldukça ünlü bir opera olan Rigoletto'dan bir arya: